DİYANET İŞLERİ BAŞKANLIĞI TÜM BU OLAN BİTENLERDEN DERS ÇIKARMALIDIR.
İlahiler, “Müslüman Türk” kültüründe hep vardı. 700 yıldan beri de şiiri/güftesi Yunus Emre’ye ait olan, duru ve saf Türkçenin yer aldığı ilahiler olup, Mesnevi, Bektaşi kültüründe de sıkça rastlanır. Tasavvuf Türk Edebiyatı’nda bunlarla ilgili temel

Bayram Türkmez
golbasigazetesi@gmail.com - 05355673077Geçen hafta bir ilahi ülke gündemine geldi, siyasete bile malzeme oldu, bazı okullarda öğrenciler söyledi, kimileri de kendilerini ifade etmek için kullandı. İlahiyi söyleyen Celal Karatüre “Kabe de Hacılar” diyerek tanındı, hatta Gölbaşı’na bile gelerek bir esnafın dükkanını ziyaret edip, önünde bu ilahiyi söyledi.
İlahiler, “Müslüman Türk” kültüründe hep vardı. 700 yıldan beri de şiiri/güftesi Yunus Emre’ye ait olan, duru ve saf Türkçenin yer aldığı ilahiler olup, Mesnevi, Bektaşi kültüründe de sıkça rastlanır. Tasavvuf Türk Edebiyatı’nda bunlarla ilgili temelli ve geniş açıklamalar var. Günümüzde klasik Türk Müziği havasında geçer.
ARAPÇI ZİHNİYETLİLER, TÜRKÇE İLAHİ SÖYLEMEZLER! HATTA İSTEMEZLER!
Bugün Türkçe dilimize, aynı zamanda Yunus’un dili deriz. Zira, Anadolu Türkçesini saf ve duru şekilde kullanarak şiirleriyle, söylemleriyle yansımıştır. Onun için “Bizim Yunus”un bu Türkçesi 700 yıldan beri bugünlere geldi. Bu ülkenin kurucu ve birleştirici gücü Atatürk döneminde bu dil korundu. 1932 yılında TDK’yı kurdu. İlk başlarda "hangi türkçe" konusunda sıkıntılar çıksa da, Atatürk, Güneş Dil Teorisi’ni destekleyerek sadece Anadolu’daki Türkçemizin değil, tüm dünya üzerindeki dillerin kökünün Türkçe’den geldiği tezini savundu. 1938 yılından sonra bu tezi rafa kaldırdılar.
Konumuzla bağı ilahilerinde TÜRKÇE olarak söylenmesidir. Bugün dinsel böücüler ve etnik ırkçılar başta olmak üzere Arap kültürü sevdalıları ne kadar kişi ve cemaat varsa hiçbirisi Türkçe ilahileri desteklemez. Onlar için arapça kutsal bir dildir ve tüm enerjilerini bu Arapçayı yaşatmak üzerine harcarlar.
Aslında, TRT Kuran-ı Kerim’i arapça olarak en iyi okuma yarışmaları düzenliyor ya onun yerine en iyi ilahi okuma yarışmaları düzenlese sadece İslam’a değil, köklerimize, Türkçemize ve coğrafyamızın kimliğine de sahip çıkmış olacak.
SADECE TÜRKÇEYİ DEĞİL, YANSITTIĞI ENERJİYİ DE HESAP EDEBİLMELİYİZ. TÜRKÇENİN BOZULMASI İLE ENERJİSİNİN DE BOZULDUĞUNU FARK EDEBİLMELİYİZ!
Benim, din konusu da, dil konusu da uzmanlık alanım değil ancak düşünebilen bir insan olarak yaşanılan konularında analizini yorumlayabilirim.
Bugün, din üzerinden olduğu gibi evrensel değerler üzerinden de gidince kabul edilen 2 türlü enerji var. Bu enerjiler ile toplumlar yönetiliyor ve evriliyor. Birisi Korku Enerjisi, diğeri Sevgi Enerjisi olup, bu enerjilerin toplamını yansıtan insanlardır. İnsan merkezli yansıyan bu enerjilere, bizim Anadolu tabiri ile insanımız NAZAR demiş.
Bakmayın siz herşeyi batı kültürüne göre yorumlamayı. Batı bile bu aşamaya gelmek için kendi içlerinde(kilise/yönetim) 300 yıl savaştı. Sonucunda bilim yoluna girerek bugün kü kültürünü yakalamakla kalmadı, kendisinden olmayan ülkelere de öncülük edip “bilim ve insan” adına sunumlar yaptı. Bizim şu anda çalıp söylediğimiz müzik notaları bile batının inancının sonucu olarak doğmuş, aslında kiliselerde ibadet için bestelenen müzikler için bulunmuş ve kullanılmaya başlanmıştır. Sonucunda bu durum evrensel değerler arasında yerini almış bugün oluşturulan bu notalarla müzikler beste halini alıyor. Tabi, bu konu da tartışma gerektiren çok konu da var. Bir Aşık Veysel’in (gönülsel müzik) bağlamasıyla söylediğini, Dede Korkut’un kopuzuyla söylediğini ya da Anadolu aşıklarının ellerine sazı alarak içinden geldiği gibi söyledikleri sorgulayınca konu tartışmaya açık halde, çok uzayıp gider.
Müzik, insana ve doğaya yani tüm canlılara en güçlü enerjiyi yansıtan pozitif bir güçtür. Atom altı (görünmeyen) olduğu için müziğin gücü frekanslarla ölçülüyor. İnsanda var olan enerjinin frekanslarına eş değer olmasa bile, insanın öz enerjisini etkileyen, yönlendiren, biçimlendiren bir enerji gücü taşıyor. Onun için müzik önemli etkileşim aracıdır. İçinde kullandığın kelimeler ile birlikte notasal ya da gönülsel (notasız) müzikte çok etkilidir. Sanatın her alanı onun için önemlidir.
Akıl ve bilimsel metodların yolunu izleyenlerin yolu, evrensel boyutu yakalamada gerçekçi olmuştur. Şimdi konunun bu ilahi ile bağlantısı ne diye sorabiliriz?
Öncelikle, Türkçe’nin önemini bilmek yetmiyor, birde bugüne kadar içi boşaltılan, anlamlarını yitiren, değişen ve farklı boyutlarda yer alan/aldırılan Türkçe kelimelerin varlığını da kabul etmek gerekiyor. İşte Yunus Emre'nin duru ve saf Türkçesinin yanısıra söyledikleri ve yazdıkları da hep sevgi ve aşk üzerinedir. Sadece Türkçe dilimizi değil aynı zamanda Türk kültürünü de yansıtmaktadır. Hep sevgi üzerinedir.
DİYANET İŞLERİ BAŞKANLIĞI TÜM BU OLAN BİTENLERDEN DERS ÇIKARMALIDIR. KENDİ ÖZ KÜLTÜRÜMÜZÜN GÜCÜNÜ VE KİMLİĞİNİ MERKEZİNE ALARAK SOSYAL FAALİYETLER YAPMALIDIR.
Türkçe ilahilerden kimse rahatsız olmuyor zira, ben yaz mevsiminde ege bölgesini geziyorum. Oradaki yerel halkı tanıma fırsatı buluyorum. Milas bölgesinde yaz boyu kalıyorum. Orada insanları birbirine bağlayan, biraraya getiren ve kaynaştıran en büyük unsur ölüm sonrası verilen mevlüdler ve diğer ibadetler olup, buralarda okunan Türkçe İlahiler çok önem taşıyor. Yoksa, ibadetlerde Türkçe yerine arapça okunsa kimse bişey anlamayacak.
Ve Diyanet İşleri Başkanlığı tüm bu yaşananlardan dersini alabilmeli, Türkçe ilahilerin kaynağı olan Yunus’tan, Mevlevi ve Bektaşi kültüründen ve bu değerlerin bağlı oldukları (gelmiş ve geçmişleri de dahil olan) kendi öz kültürümüz üzerine çalışmalarını yapmaları görülüyor ki bir ihtiyaçtır. Bu konu Milli Eğitim Bakanlığı’ndan önce Diyanet İşleri Başkanlığı’nın görevi ve sorumluluğundadır.
Bu konularda bizlerin bile aydınlanmaya ihtiyacı olup, aklın, bilimin, adaletin ve insanlığın yolundan giden aydın insanlara, akademisyenlere, imamlara ne kadar çok ihtiyacımız var!
Sevgilerimle, Saygılarımla
Bayram Türkmez
04 Mart 2026

