Kent Kültürü adıyla çok değerimizi kaybettik!

Kent Kültürü diye bir şey çıkarmışlardı. Neydi kent kültürü acaba? Hadi kasaba kültürünü az çok görmüştük ancak köy kültürünün suçu neydi? Niye köy kültürü değil de, kent kültürü koymuşlardı adını?

Yaşam Yayın: 22 Şubat 2026 - Pazar - Güncelleme: 22.02.2026 12:04:00
Editör -
Okuma Süresi: 9 dk.
Google News

Kent Kültürü diye bir şey çıkarmışlardı. Neydi kent kültürü acaba? Hadi kasaba kültürünü az çok görmüştük ancak köy kültürünün suçu neydi? Niye köy kültürü değil de, kent kültürü koymuşlardı adını?

Bunların temel kaynağı kapitalizmin ve emperyalizmin ürünü olsa da uygulayan bizlerdik. 50 yıl önce var olan o duru, saf Köy kültürü neden yok edildi de, ille de kent kültürü diye diye, sadece bir tüketim kültürünün yanında, akrabalık, komşuluk ve insanların sosyal ilişkilerini azaltan yeni bir kültürün inşa edilmesi sağlandı.

    Hem de kamu eliyle bunlar gerçekleşti ve halen gerçekleşiyor.

Çok eskilere gitmeye gerek yok. Kendi kapımızın önü olan Gölbaşı’ndan örnekler verelim.

Gölbaşı Belediyelik olduğu zaman ilçenin nüfusu 2000-3000 civarında iken beldenin bir ucundan bir ucuna kadar hemen hemen herkes birbirini tanırdı. Bizim evimiz o zaman Karşıyaka Mahallesi Haymana Yolu kıyısındaydı. Evler gecekondu tipi birkaç tane 2 katlısı vardı.

    Mahalle de bir cenaze olduğu zaman (1970’li yıllarda) evlerinde siyah beyaz gösterim sunan televizyonları olan komşular en az 3 gün, kimisi 1 hafta televizyon açmaz, oyun havası türünde şartı türkü dinlemez, birde büyüklerimiz cenaze evine gider gözyaşı dökerek acılarına ortak olurdu. Bu cenaze evlerine en yakın komşular yemeklerini yapar, evin ihtiyaçlarının giderilmesi için çabalardı.

    Sonraları, siyasetçiler devreye girdi, hizmet veriyoruz diye “durun, evlerin içine girmenize gerek yok! Biz size taziye çadırı kuralım, çayınızı da ikram edelim. Lokantacıların zaten işi yemek yedirmek, onlarda pide filan gibi yiyecekleri halleder,  Böylelikle sizlere hizmet sunarız!” diyerek Belediye Çadırlar kurmaya başlayıp yanında Masa-Sandalye de vermeye başladı. Hatta, bu durum öyle bir sektör halini de aldı ki, kişiler masa sandalye kiralama işine bile girdi.

     Zaman içerisinde siyasilerin uyguladığı bu yeni kültür gelenek haline geldi. Ve halen her ölümde, belediye taziye çadırı kuruyor, masa sandalye ile birlikte ikramlıklarını veriyor. Cenaze evine girip, o sıcak duyguyu hissettirme konusu yüzde 80 azalmış durumda. Bu durum komşuluk ilişkilerinin zayıflamasına neden olduğu gibi insanlar arasındaki o duygusal paylaşımında yok olmasına neden olan ilk kıvılcımdı.

    Zaten, bundan 30 yıl önce bugün gibi Ramazan Çadırlarında iftarlar filan yoktu. Herkes aç olan komşusuna ya yemek gönderir ya da evine yemeğe davet ederdi.  Ben çok iyi hatırlıyorum. Haymana Yolu kıyısında 1965 yılında belediye bir göz oda yaptırdığı Korali isimli Kore Gazisi'ne annemin verdiği yemekleri taşıdığımı. Şu anı düşününce heralde "nasıl olsa belediye var, yemek verir." diye düşünürüm kimbilir. (Yaşım ilerledikçe öyle çok Korali isminde Kore Gazisine denk geldim ki "acaba Türkiye'de ne kadar Ali varsa hepsi özel seçilipmi Kore'ye savaşmaya gönderildi? diye de kendi kendime sorardım.)

40 yıl önce sosyal vakıflarda yoktu. Herkes gördüğü bildiği insana kendi yardım ederdi ya da ettirirdi. Sonra bu iş devlet eliyle yapılmaya başlandı. Öncelikle Kaymakamlıklarda Sosyal Vakıflar kuruldu, sonrasında belediyelerin yoğun bir şekilde devam ettiği, bununla da yetinmeyin bu alanda STK’lar kuruldu ve son olarakta bu işin muhtarlıklara kadar geldiğini görüyoruz.  Bu uygulamaların temelinde de siyasi kararlar bulunuyor. Bu durum artık komşu, komşunun ya da yolda, belde gördüğü garip bir insana “Nasıl olsa Kaymakamlık, Belediye ya da diğer Hayır kurumlarından birisi sahip çıkıp, destek veriyor!” düşüncesi oluşturdu. Bu durum artık komşuluk haklarını da yok ettiği gibi, vicdanımızı da rahatlattı.

     Yani, sokakta gariban duruşlu birini görsek “nasıl olsa bir yerden destek alıyordur/veriyorlardır” diyerek o insanlara karşı bakışımızı değiştirdi. Vicdan meselesi yapacak bir durumun olmadığını hissettirdi.   Bu durum insanca duruşumuzu, adalet duygularımızı da, sosyal ilişkilerimizi de zayıflattı. Bireyselleşme hedefiyle yapılan bu çalışmalar sonucunda “bencellik kültürü” aldı başını yürümeye başladı.

     Bugün artık Ramazan Çadırları bir gelenek gibi sunulmaya çalışılmakta olup, başta belediyeler olmak üzere verdiği toplu yemeklerle insanlar evlerde değil, çadırlarda buluşuyor. Böyle durumlara “kültürleşme” derler, bu bizim köklü geleneğimizden gelen bir kültür değil çünkü.

     Geçen yıldı sanırım, Mersin Silifke’de bir tanıdığı görmeye gitmiştim. Laf lafı açınca işlerden konuştuk. Kendisi Urfa’lıydı. Bana “Urfa’daki ilçemizde “Taziye evi  hizmeti vermeye başladım” dedi. Ben ilk başta belediyelerin kurduğu taziye çadırı gibi anlasamda öyle olmadığını anlatınca anladım. Bir binası varmış ve bu binayı kalıcı taziye evi haline getirmiş ve ölüsü olanlar burayı kiralayarak,  her türlü cenaze işlerini, ağırlamalarını, mevlüdünü vb. yapıyormuş.  Bu alanda artık özel sektör olmaya başladıysa nasıl bir kültüre doğru evrildiğimizi varın siz hesap edin.

     Geçen yıl aynı konuda Milas Belediyesi’nde gördüm. Milas Belediyesi vatandaşlara duyuru yapıyordu. “Milas Belediyesi tarafından yapımı gerçekleştirilecek olan Taziye Evi için temel atma töreni düzenlendi. Aydınlıkevler Mahallesi Sebahattin Akyüz Fen Lisesi arkasında inşaa edilecek alan yakınlarını kaybeden vatandaşlarımızın baş sağlığı dileklerini daha rahat bir ortamda kabul etmesini sağlayacak.”deniliyordu.

    Milas Belediyesi artık insanların beklentilerine göre hizmet ediyordu, Çünkü;

 İnsanların duygusal bağları zayıflamış, insanların dayanışması azalmış, insanların kendi aralarında yardımlaşması zayıf, insanların ortak akıl yürütmeleri artık eskisi gibi değil, akrabalık ve komşuluk ilişkilerinin yerini bireysel yaşam kültürü almış gibi birçok  olumsuzluk sonucu bu noktaya geldik.

    Zaten, imece denilen eski köy kültüründe var olan dayanışma da köylerin Büyükşehir Belediyesi sınırları içine alınmasıyla kalkmıştı. Sadece, köy kültürü değil, köylünün geçimi olan hayvancılık, tarım gibi konularında bitirilmesinin temeli atılmıştı.

    Ve bu konulara daha çok örnekler verebilirim ancak, zaten kısa yazıları zar zor okurken bir de uzun yazıları okuyacak  insan bulmak çok zor. Onun için burada konunun sonuna doğru geliyorum ve tüm bu gelişmelerin temelinde siyasi kararlar ile birlikte siyasetçilerin sorumluluğu olduğunu da rahatlıkla söylüyorum.

Birde, bu yaşanmışlıkları destekleyen en büyük etkenlerden birisi de sanal alem olup, bu internet ortamındaki yaşam bencilliği artırıyor, sanal duyguları besleyip, gerçeklerden uzaklaştırıyor. Yeni bir kültür oluşturuyor. Artık herşey SanAL'da.  Dünyanın etkileşiminden bizlerde nasibimizi alıyoruz/alacağız.

  Allah sonumuzu hayır etsin! diyelim. Dedim ya, bir kültürleşme yaşıyoruz. 

   Aklıma gelmişken bir örnekte şunu vereyim. Sadece bizler değil, devlet kurumları da bundan 20-25 yıl önce gazetelere  verdikleri ölüm ilanlarında “Allah” kelimesi yerine “Tanrı” kelimesini kullanırdı.  Ya da askeriye de yemeğe başlamadan evvel askerlerin ettiği bir dua vardı. “Tanrımıza hamd olsun, milletimiz var olsun.” Sonra bu cümle “Allahımıza hamd olsun, milletimiz var olsun.” şeklinde söylenmeye başladı.

    Neyise ki, Türk Milleti olarak her türlü inanca alışkınız. Köklü Türk Tarihine baktığımız zaman her türlü inancı yaşayan bir milletin genlerini taşıyan ferdiyiz. Onun için hiçbirine yabancı değiliz ve kendimizden biliyoruz. Hepsi bizim içimizde, ruhumuzda, tarihimizde, kültürümüzde var.

    Yeni "sanal" nesil nasıl olur bilemiyorum ancak köylerden kaçmak için bahane aradıklarını biliyorum. Köy kültürünün suçu neydi acaba? Böyle kent kültürü diyerek kurban edildi!

   Ramazan ayınız her yönüyle  bereketli olsun. Yaptığınız ibadetleriniz ve dualarınız kabul olsun.

Saygılarımla

Bayram Türkmez

22 Şubat 2026

#
Yorumlar (0)
Suç teşkil edecek, yasadışı, tehditkar, rahatsız edici, hakaret ve küfür içeren, aşağılayıcı, küçük düşürücü, kaba, müstehcen, ahlaka aykırı, kişilik haklarına zarar verici ya da benzeri niteliklerde içeriklerden doğan her türlü mali, hukuki, cezai, idari sorumluluk içeriği gönderen Üye/Üyeler’e aittir.